
Yaşamın beni getirdiği bu noktada geri dönüp baktığımda,
her farklı okul döneminin hayatımda bambaşka bir pencere açtığını
farkediyorum.
Güzel olan ise, açılan pencerelerin her an artması, yani öğrenme
sürecimin hala devam etmesi...
Eğer bir yerden başlamak gerekirse,
1965 yılında İstanbul'da Cihangir Kliniğinde dünyaya gelmişim.
İlkokulu İstanbul'da Şişli'de okudum. Zaten tüm öğrenim hayatım
da İstanbul'da geçti. Belki bu yüzden gönlümde bu şehrin özel bir
yeri vardır.
1976 yılında, o dönemlerde
her ilkokul çocuğu gibi ben de özel okul sınavlarına girdim.
Ailemin tercihi Alman Lisesi oldu. Çok severek okuduğum, ama
beni çok fazla biçimci ve kuralcı yaptığını da düşündüğüm bir
okuldu. Okurken bunu çok fazla hissedememiştim; çünkü çok ağır
bir ders programı vardı; ama aradan geçen yıllar sonrasında
detay, düzen ve kurallar konusunda kendimi uç noktada bulduğum
anlarda bu alışkanlıklarımın kökeninin nerelere dayandığını
buldum.
8 yıllık bir eğitim beni 1984 yılında İstanbul Teknik Üniversite'sine
taşıdı. |
|
 |
1984 yılında Mimarlık Fakültesinin 1. sınıfındaydım.
Uzun yıllarım Taşkışla'nın geniş koridorlu, taş mekanlarında geçti.
1988 yılında Mimarlık Fakültesi'ni bitirdiğimde
belki de içinde okuduğum binanın yoğun tarihinin de etkisiyle restorasyon
okumaya yani yüksek lisans yapmaya karar verdim. Fakülte'yi 2. lik
derecesi ile bitirdiğim için istediğim bölümü seçme hakkım vardı
ve ben hiç tereddüt etmeden tarihi çevre koruma ve restorasyon bölümünde
okumaya karar verdim.
Biten 2 senenin ardından meslek yaşamımda artık
ne yönde ilerleyeceğim konusunda bir karar verme zamanım gelmişti.
Oldukça başarılı bir öğrenci olarak, çeşitli ödüller almış, yarışma
projelerine katılmış, hatta kendi çizdiğim çeşitli projelerin inşa
edilerek yaşama katıldığını görmüştüm; ve herşeyden önemlisi Taşkışla
benim için bir tutku olmuştu.
Hocalarımız, " Taşkışla tiyatro sahnesi
gibidir, tozunu bir kere yutarsanız bir daha bırakamazsınız..."
derlerdi. Gerçekten de Taşkışla'dan vazgeçemedim. Okulda akademik
kariyer yapmaya karar verdim. Ancak geçen zaman içinde tasarıma
olan ilgim artmaya başlamıştı. Tekrar tasarıma dönüş, doktora yılları
ve geçen 9 sene ile birlikte, yaşamımda bazı değişimler de kaçınılmaz
olarak kendini göstermeye başladı.
Toplumsal yapı, sosyolojik değişim ve mimarlık konuları
bir araya gelince çok keyifli ama bir o kadar da uzun bir doktora
süreci yaşadım. Belki de bu uzun sürecin bana bir faydası oldu;
farklı disiplinlerle tanıştım ve hayatımda tekrar bir yol ayrımına
geldim. Geldiğim noktada artık mekanları sadece oluşturmak değil,
içlerini de yaşanır kılmak istiyordum. Böylece dekorasyon çalışmalarım
başladı.
Zaman içinde batının öğrettiklerini doğu ile birleştirmeyi,
Feng Shui, ve Vastu Veda gibi doğunun mekan öğretilerini yaşama
katmayı öğrendim. Üniversite dönemlerim keyif aldığım ve tasarımın
batılı yüzünü çok iyi öğrendiğim dönemlerdi; ama doğulu yüzünü ve
doğunun sunduğu öğretileri daha çok sevdiğimi ve ikisini birleştirmekten
çok keyif aldığımı söylemeliyim.
Bu dönemde uzun zaman hayal ettiğim bir çalışmaya
da başladım. 1998 yılında doktora çalışmalarımı tamamlarken yöneticiler
için çıkarılmış ve Türkiye'de yeni yerleştirilmeye çalışılan executive
MBA yani işletme yüksek lisansı ile tanıştım.
Hayatımın çok kolay olmayan bir dönemiydi. Gündüz
okulda asistanlık yapıyor, geceleri işletme dersleri alıyor, geri
kalan dönemde biraz doktora tezi, biraz MBA dersleri arasında gidip
geliyordum. 1998 ve 99 yıllarım böyle geçti.
Doktoranın bitmesi, işletme master'ının tamamlanması
yine bir karar dönemi ve Üniversite'den ve akademik yaşamdan kopuş…
1999 - 2001 yılları arasında özel sektörde koordinatörlük
yaptım. Bambaşka bir dünyaydı; işimden çok keyif alıyordum; ama
ekonomik kriz ile birlikte iş yaşantım bir süreliğine durdu., Özel
sektörde çalışmam beni yaşam konusunda farklı bir şeyler olduğunu
sorgulama konusunda daha da motive etmişti. Bu uzun süreçte bazı
şeyleri de keşfettim. Öncelikle çok katı eğitiminin beni de katılaştırdığını,
yaşamın çok farklı yüzleri olduğunu, farkındalık içinde olmadan
yaşamla bir bağ kurulamayacağını gördüm.
Ama ekonomik kriz ile birlikte iş yaşantım bir süreliğine
durdu.,
İlk dönemler benim için oldukça dinlendiriciydi.
Oğlum Tuna ilkokula başlamıştı ve onunla ilgilenmek keyif veriyordu.
Ama sonra iş yaşamından kopamayacağıma karar verdim.
Özel hayatımda oluşan değişimler iş yaşamımı yeniden
yapılandırırken yeni bir dünya ile tanıştım.
Her zaman minnetle andığım, yaşam Hocam, can dostum
Ayla
Özaygen'in beni tanıştırdığı bu dünya, yumuşak, doğal, sade
ve en önemlisi çok gerçekti.
Bu dünyada, yaratıcılık var, renk var, doğallık
var, içilen çayın sadece keyfini değil, gerçekten kokusunu da hissedebileceğiniz
ve içinize çekebileceğiniz bir ruh var.
Geçmişin derin öğretilerini içinde barındırdığı
kadar, batının yeni ve genç yüzünü tüm güzelliği ile sunan bir yaşam
biçimi var.
Bu dünya kendimi sorgulamamın ötesinde yaşamla olan
bağımı da kuvvetlendirdi.
Sevgili Ayla'nın koçluğunda iş dünyasına 2004 yılında Keyifli
Yaşam Danışmanlığı ile tekrar geri döndüm. Sevgili ortağım Burak
( Ayla'nın sevgili oğlu, çocukların Burak Abisi ) ile iyi bir ikili
oluşturduk. Burak çocuklarla yoga, reiki ve danışmanlık çalışmalarını
ben keyifli mekan çalışmalarını yürütüyorum. Ayla hep yanımızda…
Ailem bu dönemde benden desteğini esirgemedi. Her
zaman arkamda olduklarını hissettim; ve yeni bir dünyaya adımlarımı
bu güvenle attım ve devam ediyorum.
Keyifli
Yaşam Danışmanlığı, adı üstünde keyifli bir yer oldu. Zaten
herkes bizi kısaca "keyifli" olarak biliyor. Zaman içinde
yaşantımıza giren dostlarımız oldu.
Sevgili Sema
Doktor, Devrim,
Funda,
Oğuzhan
"hocam", Erol Hoca , Güngör Abi, Arı Doktor ve hepimizin
Ahmet Abi'si.. ,
Her biri yaşamımım farklı köşesine yerleştiler ve
iyi ki de yerleştiler….
Birlikte yola keyifle devam ediyoruz. |